Sadece Gerçekler!…

Chp zihniyeti, Darbeler

Yıl 1983: Genelevinde Hizmetiçi Eğitim

Yıl 1983 - Genelevinde Hizmetiçi EğitimYıl 1983.
12 Eylül 1980’de ülke yönetimine el koyan askerî cunta yönetiminin son ayları.
Yer Erzurum.

Erzurum genelevindeki hayat kadınları için “devlet”, hizmetiçi eğitim semineri düzenliyor..
“Müşterilerine daha iyi hizmet verebilmelerini” öğretmek için.

Bunu, Araştırmacı Yazar Mustafa Yakutcan ağabeyin arşivinden çıkan bir gazete kupüründen öğreniyoruz. Dönemin medya organları da bu hizmet içi eğitimin propagandasını yapmış iyi mi? Örneğin Hürriyet…

Bugün genelevi kapattı diye Afyon Belediyesi’ni hedefe oturtan Hürriyet’te, genelev kadınlarına hizmetiçi eğitim verilmesi şöyle duyuruluyor:

“Belki de Türkiye’de ilk kez Erzurum’da genelev kadınlarına eğitici bir seminer verildi. Konuşmacılar, hayat kadınlarına, müşterilerine karşı nasıl davranmaları gerektiğini anlattılar. Sermaye kadınlar ise ‘Geneleve gelenler traş olsun ve temiz elbise giysinler’ dediler. Sermaye kadınlardan bazıları fotoğrafları çekilirken yüzlerini kapamayı tercih ettiler.”

Nokta Dergisi de yine Kasım 1983’te bu rezil seminer faaliyetini duyururken, şu başlığı atıyor: “Daha iyi bir hizmet için Genelev kadınlarına özel ‘kültür’ semineri.”

Bu medya organlarında yüz kızartıcı seminerle ilgili eleştiri ve tepki içeren tek bir kelime olmaması teferruat.

Fatih Akkaya / Habervaktim – 18 Mart 2013


Din dersleri faciası – 20.11.1988, Milliyet

Din dersleri faciası – 20.11.1988, Milliyet

“Annen açık mı, kapalı mı? “Yahudi misin, hıristiyan mı, yoksa dinsiz mi? İşte din dersinde, öğrencilere sorulan sorular. Hocası gayrimüslim öğrenciye bağırıyor: “Seni Müslüman yapacağım! Artık sınıfta kalmamak için çocuklar bir de Kuran kursuna gidiyor. Anayasanın mimarı Prof. Aldıkaçtı “hata ettik” diyor. Atatürk: “Tek Allah’ın kabulü, siyasetin sonucudur.”

Din dersleri faciası - 20.11.1988


Dinde devrim yaparak İslâmiyetin yerine Hrıstiyanlık dinini getirmek istedi!..

dilimizde, dinimizde, musikimizde de devrim yapmakAtatürk dilimizde, dinimizde, musikimizde de devrim yapmak istiyordu. Bu bakımdan dil devrimi yaparak dilimize Arapça’dan ve Farsça’dan giren bütün kelimeleri çıkarıp atmak istedi. Dinde devrim yaparak İslâmiyetin yerine Hrıstiyanlık dinini, musikimizde devrim yaparak, musikimizin yerine Batı musikisini koymak için çalışmalara başladı/ başlattı. Esasen, dilde, dinde, musikide devrim olmaz. Olmaz ama, olması için bir süre, çalışmalar yapıldı. [Yavuz Bülent Bâkiler - 10 Şubat 2013]


Senai Demirci: Çanakkale’den “Ne mutlu Türküm diyene” dersi çıkarılmaz

Çanakkale’den “Ne mutlu Türküm diyene” dersi çıkarılmaz. “Ne mutlu türküm diyene”yi kalbinden çıkarmazsan yeni “Çanakkale”ler toplanmaz.

“Ne Mutlu Türküm Diyene”cilere kalsaydı, Çanakkale’nin secdeli şehit komutanları orada olamazdı, irtica suçundan ordudan atılmış olurlardı. [Senai Demirci - 20.03.2013]

Çanakkale'den Ne mutlu Türküm diyene dersi çıkarılmaz


1932 yılında Diyarbekir Halkevi musiki şefi Celal (Güzelses) Dolmabahçe…

Ne günlerden geçmişti Diyarbekır. 1932 yılında Diyarbekir Halkevi musiki şefi Celal (Güzelses) Dolmabahçe Sarayı’nda Gazi Mustafa Kemal’i ziyaret eder. Şarkı söylemesini istenir. Bu sırada Paşa, adamlarından birinden başıyla bir şey getirmesini ister. Getirilen, o sırada moda olan bir kafatası ölçüm aletidir! Celal Bey’in kafası ölçülür. Gazi, ölçüyü alan şahıstan bilgi aldıktan sonra şarkıya devam etmesine izin verir. (Şeyhmus Diken, Sırrını Taşlara Fısıldayan Şehir, s. 163-164.)

Bu sırada Paşa, adamlarından birinden başıyla bir şey


Atatürkçülükten Bıktırma Manzaraları [Fatih Uğurlu]

Atatürk’ün ruhu da bu arada bedenine girivermiş.Atatürkçülükten Bıktırma Manzaraları

Geçen Cumartesi gecesi Hulki Cevizoğlu’nun yapımcı ve sunuculuğunu üstlendiği Ceviz Kabuğu’nda benim tahminimce -doğru ya da yanlış- mahalle baskısı ile sıkı bir Atatürk’ü anma ve anlama programı yapıldı. Cevizoğlu ve 3 konuğu aykırı hiç bir ses olmadan sabaha kadar Atatürk’ü anlattılar. Eh, buna hakları var tabii. Ulusal Kanal izleyicilerinden de bol bol, Atatürk düşmanlarını hedef alan mesajlar okunarak izleyicilere moral takviyesi yapılmış oldu.

Hani bir tarihlerde demokratik sol siyasetin duayenlerinden sayın Rahşan Ecevit’in “Din elden gidiyor!” vecizesinin bir başka versiyonu olan ve ideolojik körlüğün ruh dünyamıza getirdiği çarpık yapılaşmanın ürünü “Atatürkçülük elden gidiyor!” argümanıdır. Oysa ne din elden gidiyor, ne de Atatürkçülüğün bir yere gittiği var.

Arıza bizim kafalarımızda Bu hezeyanlar ve paranoyalar üzerimize giydirilen “Deli gömleğinin” bizlere armağanı şüphesiz programın en renkli kişisi Yalçın Mıhçı Beydi.

Sayın Mıhçı, bir 28 Şubat günü Merzifon’da dünyaya gözlerini açmış. Konservatuar mezunu. Besteler ve icracı sesi de Allah için çok güzel, programda bir iki şarkı da seslendiriyor. Amerika’ya gidip orada kendini ispat etmiş. Buraya kadar kimsenin söyleyeceği sözü yok. O’nun besteleri, güfteleri bizim kültürümüzün zenginliği.

Bize tuhaf gelen sayın (daha&helliip;)


Yıllar önce bir alışveriş merkezinde sergilenmek için Atatürk’ün balmumundan…

Haberim yoktu, yeni öğrendim: Yıllar önce bir alışveriş merkezinde sergilenmek için Atatürk’ün balmumundan birebir heykelini yaptırmışlar da seyreden vatandaşlar, “Aa, atamızın boyu bu kadar kısa mı?” diye tepki göstermişler de bunun üzerine ilgililer (Onlar her kimlerse!) Ankara’da düzenlenecek sergi için Rusya’ya  sipariş verip 1.85 boyunda yeni bir heykel ısmarlamışlar. [A. Turan Alkan - 24.02.2013]


1950’ye kadar Cumhuriyet dönemi ve Çerkesler


Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey: Hilafet kaldırılsa istenen parçalanma hasıl olacaktır!.

Ali Şükrü Bey hilafet kurumununMart 1923’te Mecliste gerçekleşen gizli oturumda, Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey hilafet kurumunun muhafazasını, en ısrarla savunan kişi olmuştur. Ali Şükrü Bey’e göre “Bütün dünyadaki İslâm âlemi tekmil ruhuyla, vicdanıyla makam-ı hilafete bağlıdır. Bu kuvveti ihmal etmek âdeta bir hıyaneti vataniyedir. İngilizlerin de yıpratmak istedikleri bu kuvvettir. Bu parçalanırsa, kavmiyyet üzerine kurulan milliyet mefhumu, dinleri müşterek milletler üzerinde tesirini gösterecek ve istenen parçalanma hasıl olacaktır.” (Mahir İz, “Yılların izi”, İrfan Yayınevi, 1975)

Ayrıca: http://yenisafak.com.tr/yazarlar/HilalKaplan/hutbemiz-cumhuriyet/34687


M. Kamâl: Ben emekli olursam, bir çilingir sofrası kurar, içe içe ölürüm…

122aSofra arkadaşlarının ifadesiyle; her akşam bir büyük rakı, üç paket sigara ve dostlarıyla rindane hayat.

Buna Kemalistler bozuluyor,” neden yazıyorsun” diyorlar. Oysa Atatürk onlar gibi kompleks içinde değildi; çok içki içer, rakıyı çok sever bunu da gizlemezdi. Bir gün sofradakilere sorar:”Mareşal mütekait-emekli-olursa ne yapar?

_ “Aman Paşa Hazretleri, Allah onun emekliliğini bize göstermesin” cevabını alır.

İsmet Paşa ve kendisi hakkındaki sorulara da aynı cevabı alınca, o dalkavuklardan sağlıklı bir cevap alamayacağını anlar ve kendisi devam eder.” Mareşal emekli olursa bir pösteki üzerine oturur, tespih çeke çeke ölür.” İsmet Paşa emekli olursa, onu bunu çekiştire çekiştire ölür. Ben emekli olursam, bir çilingir sofrası kurar, içe içe ölürüm.(Rasim Özdenören Fetişe Dokunmak 6.11.2008)

Alıntı: http://www.aynadakikemalizm.com/

 


Taha Akyol: “Atatürk dini siyaseten kullanmayı çok iyi başardı.”

Atatürk dini siyaseten kullanmayı çok iyi başardı.M. Kamâl: Başta beri emsallerine göre din anlayışı daha mesafelidir ama dinin toplumsal ve siyasi açıdan öneminin de farkındadır. Atatürk dini siyaseten kullanmayı çok iyi başardı. Atatürk’ün şeriatı öven sözleri vardır. Mesela “Bizim kanun-i esasimiz (anayasamız) Kur’an-ı Kerim’dir” dedi. “Allahın emirlerine uymadığımız için geri kaldık” da dedi. Ayrıca, “Hz. Muhammed’in yüce şeriatı” diye yaptığı konuşmalar var. “Cenab-ı Hak insanları yaratırken” diye bir konuşması var. Bu konuşmalar hep Milli Mücadele sırasında oldu. Atatürk, “antiemperyalizm” sözlerini de hep Milli Mücadele sırasında söyledi. Milli Mücadele’den sonra ise laiklik yolunda ilerledi. Zaten “anayasamız Kur’an’dır” diyerek laiklik olur mu? Olmaz.

O zaman da, “Biz gökten indiği zannedilen kitaplara göre değil, hayatın gerçeklerine göre politika yapıyoruz” dedi. 1937’de Meclis’i açış konuşmasında, “tabiat insanı yarattı” dedi. Ama şu var! Atatürk’ün orada öyle, burada böyle söyleyen biri gibi görünmesi beni rahatsız eder. Çünkü onu böyle ele almak, bizi bilimsel tarih analizinden uzaklaştırır. Biz, dönemlerin nasıl değiştiğini ve bu değişimleri Mustafa Kemal’in nasıl etkilediğini ve kendisinin de yaşanan değişimlerden nasıl etkilendiğini incelemeliyiz.

Mesela Atatürk Libya’da (daha&helliip;)


Prof. Dr. Cemil Koçak: “İngiliz dostluğu gerekirse Çanakkale’yi bile unutturur”

İngiliz dostluğu gerekirse Çanakkale'yi bile unutturur(…) Kemâl Samancıgil de, 1944’de bir Çanakkale zaferi kitabı yazmıştı. Nedense kitap özellikle dikkat çekmişti. Nereden mi biliyorum?

Başbakanlık Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü İç Yayınlar Dairesi Müdür vekili  Feridun Fazıl Tülbentçi’nin 30 Haziran 1944 tarihli bir yazısından. Evet, “Çanakkale Başlarken” isimli broşür hakkındaki rapordan söz ediyorum. Kitap, resmî denetimden geçmiş ve incelenmişti. Şimdi sıkı durun! İlgili rapordaki değerlendirmeler ve sonuç, bugün için ne kadar şaşırtıcı:

“Broşürde Çanakkale harbinin malûm olan tarihçesi, âmiyane [bayağı] bir üslûpla yapılmaktadır [anlatılmaktadır]. Harbi İngilizlerin ve bilhassa Mister Çörçil’in [Churchill’in] bize tahmil ettiği [yüklediği] anlatılmak istenmekte ve İngiliz kumandan ve askerlerinin kabiliyetsizliği tebarüz ettirilmektedir [belirtilmektedir]. Broşüre saçma sapan temsilî dokuz tablo ilâve edilmiştir. [Bazıları] Türk neferlerini İngilizleri boğazlarken göstermektedir.

Netice: Tarihe mâl olmuş bulunan bu Türk zaferi hakkında çok değerli eserler neşredilmiş [yayınlanmış] ve her iki taraf askerinin göstermiş olduğu kahramanlık ve liyâkat [fazilet] zaman zaman takdirle yâd edilmiştir. Binaenaleyh muharririn [yazarın] ne gibi bir gaye için bu broşürü yazdığı bir türlü anlaşılamıyor. Broşürün tarihî ve edebî hiçbir kıymeti yoktur. Broşür, münevver zümreye hitap etmekten uzaktır. Zayıf kültürlü vatandaşları ise, mazinin acı hâtıralarına sürükleyerek, bugünkü Türk-İngiliz dostluğuna zararlı kanaate sevk edebilir.”

***

Broşürün âkıbeti hakkında bilgimiz yok. Toplatılmış (daha&helliip;)


Kemalist tarihçi Cemal Kutay: “Atatürk şamandı dedim.” Kuleli beni ayakta alkışladı.

Kemalist tarihçi Cemal Kutay: “Dün Kuleli ’ye gittim, hepsini yetiştiren kaynak orası. Atatürk’ün şaman olduğunu gösteren bir belge okudum, Atatürk şamandı dedim.” Kuleli beni ayakta alkışladı. (Hürriyet Pazar Eki, 12 Aralık 1999)

Kaynak: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-118621


Senin İstanbul hükümetine başkaldırman kurtuluş savaşı olacak…

Senin İstanbul hükümetine başkaldırman kurtuluş savaşı olacak, ötekilerin İstanbul hükümetine başkaldırmaları Yunan isyanı, Sırp isyanı, Bulgar isyanı, Arnavut isyanı… [Engin Ardıç - 22.03.2013]

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2013/03/22/aynali-carsinin-aynasiz-gercegi


Doğan Duman: Bu ülkeyi hep beraber kurduk!

Kafkas Kültür Dernekleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Doğan Duman: Bu ülkeyi hep beraber kurduk!


Çerkes Ethem beni yargılayın dedi kabul etmediler!


Diyanet İşleri Başkanı Görmez: Spekülasyon Yakışmıyor

Spekülasyon YakışmıyorSpekülasyon Yakışmıyor

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, ”Hastane, okul ve cami sayısını mukayese ederek spekülasyon yapmak, bu ülkenin güzel insanlarına yakışmıyor” dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Konukoğlu’nun babaannesi adına Oğuzeli ilçesinde yaptırdığı Hacı Firdevs Konukoğlu Camisi’nin ibadete açılması dolayısıyla düzenlenen törende, camilerin sayısı ile camilerin, okul ve hastanelerle karşılaştırılmasına yönelik yapılan tartışmanın kendisini rahatsız ettiğini belirtti.

Cami sayıları üzerinden bir (daha&helliip;)


Alın size spekülasyonun kralı [Engin ARDIÇ]

Alın size spekülasyonun kralıAlın size spekülasyonun kralı

Yürüyün bre, sonunda bana da “Lozan” yazdırdınız ya… Sürüden daha fazla ayrılırsam kurt kapacak, ben de “necip Türk matbuatının teamüllerine” uydum.
Bayram değil seyran değil, bugünlerde gene bir Lozan tartışması başlar gibi oldu. Doksanıncı yıldönümüne, temmuz ayına daha çok var, hayırdır beyler?
Bildiğiniz gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı olan Lozan Barış Antlaşması’nı eleştirenler, esas olarak orada “Musul ve Kerkük’ten vazgeçmiş olmamıza” kızarlar, sonra buna hemen Batı Trakya’yı da eklerler. Savunanlar da, Atatürk ve İnönü’nün “gerçekçiliğini” göklere çıkarırlar.
Osmanlı borçlarının “Anadolu’ya kalan bölümünü” ödemeyi üstlenmekle, görünürde kesinlikle reddedilen Osmanlı mirasına aslında bir ölçüde sahip çıkıldığı gerçeği pek akıllarına gelmez oysa!…
Başka bir eleştiri konusu, meslekten diplomatlarımız dururken, Lozan’a niçin bir askerin, doğru dürüst lisan da bilmeyen İsmet Paşa’nın gönderilmiş olduğudur…
Bürokrasinin asker kesimi, (daha&helliip;)


Ata’ya kim neler yazmış? [Tansu Çiller] – Sabah 22 Aralık 2005

Ata'ya kim neler yazmışAta’ya kim neler yazmış? – Sabah 22 Aralık 2005

Ali Poyrazoğlu, 23 ciltlik Anıtkabir Özel Defteri’nden seçtiği bazı bölümleri seyircileriyle paylaştı. Poyrazoğlu, “Bu ülkede Başbakanlık yapmış Tansu Çiller, 5 kez çıkmış Atatürk’ün huzuruna… Beş kez yazı yazmış deftere. Dördü hiç okunmuyor, beşincisini de şimdi ben okuyacağım sizlere” dedi ve Çiller’in metnini okudu: n “Yüce önder. Ulu ve büyük Atam! Doğru Yol Partisi’nin 14’üncü yılını idrak ediyoruz. (Sonra 14’ün üzerini karalamış, 15 yapmış) Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ve demokrasinin bekçileri olarak 16’ıncı yılımızda huzurundayız… Davamız yarım asırlık yani 65 yıllık bir davadır. Milliyetçilik ve çağdaşlık yolunda yarım asırdır yani tam kırk yıldır yürüyoruz. Bu ülkenin çimentosu olmanın sevinci içindeyiz. Biz bu ülkenin çimentosuyuz. Bizimle tuğlaları yapıştıracaklar, duvar örecekler, bina yapacaklar, içimize girecekler. İlkelerinin ışığı altında partimizin 17’nci yılını kutluyor saygılar sunuyorum. Görüşmek üzere…” n Mankenlik ajansı sahibi Atilla Kaplakaslan’ın özel deftere yazdığı “Atam… Mankenlerimiz açtığın yolda ilerliyorlar. Sen ölmedin aramıza dağıldın” satırlarını ise Ali Poyrazoğlu şöyle yorumladı: “Atatürk mankenler için yol mu açmış? Hadi bunu anlamış gibi yapalım. ‘Sen ölmedin aramıza dağıldın’ ne demek?”

 

Kaynak: http://arsiv.sabah.com.tr/2005/12/22/gny/gny103-20051222-200.html


Hatırlatalım – Türkan saylan ve bağış yaptırdığı kitaplar


Hatırlatalım – Bu ülke ne çektiyse dinden çekti!


Mehter 1952 de tekrar kuruldu – Mehmed Niyazi


Yavuz Bülent Bâkiler: “Kemalist zihniyetin millet anlayışında din yoktur.”

Kemalist zihniyetin millet anlayışında din yoktur.Atatürk musiki ve din konusunda da yanlış adımlar attı. Bunları söylemeyelim mi, yazmayalım mı? Kendisi, Çankaya’daki bütün sazlı-sözlü-içkili toplantılarda bizim türkülerimizi, şarkılarımızı söyledi. Bizim oyunlarımızı oynadı. Ama bizim musikimizi devlet radyolarımızdan üç yıl yasakladı. O dayatma sökmedi. Musikide inkılap olmaz diyerek vazgeçti.

Kimse bana Atatürk’ün Ku’ranı Türkçeye çevirtmek için emir verdiğini, Balıkesir camiinde minbere çıkarak hutbe okuduğunu, TBMM’yi bir cuma günü, Hacı Bayram Camii’nden başlayarak, tekbirlerle, salatlarla açtığını, sevgili peygamberimizi öven beyanlarda bulunduğunu söylemesin. Bunların hepsi doğru bunları biliyorum. Atatürk derecesinde çok akıllı bir insan, şartlar olgunlaşmadan, iktidarın bütün güçlerini eline geçirmeden Türkiye gibi Müslüman bir ülkede, kalkıp da dinin aleyhinde konuşamazdı-konuşmadı. Konuşursa kendi bindiği dalı kesmiş olurdu. Nitekim Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadelenin hiçbir devresinde Sultan Vahdettin’in ve Halifenin aleyhinde de tek cümle söylemedi. Aksine gittiği her yerde “Padişah efendimizi ve Halifemizi düşman esaretinden kurtarmak için çalıştığını” söyledi. Duruma hakim olunca, Padişahı da Halifeyi de tanımadığını bütün dünyaya ilân etti.
Türkiye’mizin en değerli sosyologlarından Prof. Dr. Orhan Türkdoğan diyor ki: “Kemalist düşünce sisteminde, millet yapısında dinin yeri yoktur!” Türkdoğan bu kanaate, Atatürk’ün bizzat yazdırdığı, 40 bin adet bastırarak okullarımızda okuttuğu MEDENİ BİLGİLER kitabına dayanarak, 4 ciltlik tarih ders kitaplarını okuyarak söylüyor. Ben de aynı kanaatteyim. Kemalist zihniyetin millet anlayışında din yoktur. Vardır diye öfkelenenler çok satıhta kalanlardır. [Yavuz Bülent Bâkiler - 16 Şubat 2013]


Yök’ün de 18 martta kullanılmasını bildirdiği şu yemek listesi…

Yök’ün de 18 martta kullanılmasını bildirdiği şu yemek listesini meğer İlhan Selçuk’un Yüzbaşı Selahattin’in Romanı’ndan almışlar. Ama İlhan Selçuk bu yemek listesinin 1917’de ve Bağdat cephesinde geçerli olduğunu yazıyor. Birileri onu 1915’e transfer etmiş sonradan. [Mustafa Armağan - 18 Mart 2013]

Yök'ün de 18 martta kullanılmasını bildirdiği


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 70 takipçiye katılın